Sevgililer Gününün Ardından – Aşkın Dilini Yitiriyor muyuz?
Yanlış hatırlamıyorsam daha öğrenciyken bile birinden Sevgililer Günü kartı almak benim için çok önemliydi. Kartı gönderen kişi babam bile olsa (imzası olmadığı sürece) boş bir posta kutusu görmekten daha kötüsü olamazdı. Bu gerçek aşktan çok popülerliğimizi herkese göstermenin ucuz bir yolu olarak aşk kırıntısına benziyordu.
Artık aşkın diliyle, insanların hislerini ifade etmek için kullandığı sözcüklerle ve muhtemelen bekar olduğu için ironik şekilde aşıkların koruyucu azizi olan Aziz Valentine ile olan bağlantısıyla daha çok ilgileniyorum. Valentine bir piskopos, Romalı bir Papaz, hatta her ikisinin bir birleşimi ya da sadece bir kurgu olabilir, ama 14 Şubat’ta öldürülmüş ve İngiltere ve Fransa’da takvimlerin en popüler azizi haline gelmiştir. Azizlerin posta kutuları olsaydı hiç şüphesiz en dolusu onunki olurdu.
Yeni ve giderek sahteleşen bir duygusallıkla “Seni Seviyorum” deme yolları bulmak giderek kelimelerin yetmediği bir çaba haline geliyor. İngiltere’de bu yıl 15 milyondan fazla sevgililer günü kartı gönderilmiş olacak. Konuya olumsuz bakanlar basit hislerimizi çok değerli ve eşsiz bir aşka dönüştürmek için tebrik kartı simyacısına bu kadar çok para harcadığımızı söyleyebilir. Ancak aşk dili bir para birimi ise Sevgililer günü paramızın değerini düşürmüş olmuyor mu? Bu dili fazla kullanarak samimiyetimizi yitirip değersizleştirerek simyacıların yaptığının tam tersini yapmış olmuyor muyuz? (Filozof Tina Turner’ın da dediği gibi: Aşkın bununla ne ilgisi var).
Romantiklerin bakış açısı daha umut verici olabilir. Sevgililer Günü normalde utangaç ve gösterişsiz bir adama duygularını açığa çıkarma fırsatı verir. Yasakları delen bir tür alkol gibi. Bu sadece erkekler için geçerli bir durum da değil; tarihte kadınların erkeklere evlenme teklif ettiği tek gün Sevgililer Günüdür. Söylenmemiş sözlerin ilan edildiği, İngiliz rezervlerinin çözüldüğü gündür.
Bu açıdan Valentine, halktan ve umutsuz adamın soylu ve ulaşılmaz kadına olan sevgisini göstermek için yazdığı ortaçağ romantizminin bir geleneği sayılan Saray Aşkının aşk meyvesi olarak kabul edilebilir. Bu gelenek ayrı dünyalardan aşıklar arasında gerçek hayatta söz konusu bile olmayan bir diyalog, tamamen yeni bir dilin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Mahremiyetin şifreli ifade edilme şeklidir. Tıpkı günümüzde “Squiggle’ın Pooh’u sevmesinin olanaksızlığı” gibi.
Aşkın dili belki de daima aşkın ortaya çıkardığı şey eskiyen yüzler, daima daha yeni ve daha iyisini bulma çabasıdır. Ben hala umudumu kaybetmedim. Aşkın, şiirinin, dokunaklılığının, otobüs durağında, kütüphanede, matematik dersinin ortasında kopan bir gürültü ile en beklenmedik yerde bulunacağını biliyorum, ancak Sevgililer gününde asla aceleyle en yakın çiçekçiden bir demet gül almayacağımı da biliyorum.
Çeviren: Pınar Çelik
Kaynak: http://www.nakedtranslations.com

